Ar-Ge’nin Ölçülebilir Değeri: Patent
4 Nisan 2017

Ahilik Müessesi’nden Türk Patent ve Marka Kurumu’na…

 

Sınai haklar, bilindiği gibi buluş ve yeniliklerin ilk uygulayıcısı adına üretilip satılabilmesine izin veren, onun fikrini ve emeğini koruma altına alan, üretici ve satıcının ayırt edilebilmesine olanak sağlayan haklardır. Ülkemiz, tarihte yeniliğin teşvik edilmesine katkıda bulunan bu haklara dair yasal düzenleme yapan ilk uluslardan biridir. Sınai mülkiyet haklarının temeli, tarihimizde ‘Rönesans’ benzeri bir dönem olan ‘Ahilik Müessesi’ ne dayanmaktadır.

Bugün var olan çağdaş patent sisteminin temel dayanağı olan Ahilik Müessesi’ nde, yenilikçilik teşvik edilmekte ve esnaf birliklerinin yeni fikirleri her zaman değer görmekteydi. Ahilik sisteminin, Batı’da mevcut olan lonca sisteminde farklı olmasının sebebi ise, esnaf birliği oluşturabilmek için yeni bir buluşa sahip olma gerekliliğiydi. Yeni bir buluş ya da teknolojik yenilik ortaya çıkarıldığında esnaf birliği oluşturulabiliyor ve bu yeniliğin ‘tekel’ hakkı esnaf birliğinin başına, yani ‘Pir’ine veriliyordu.

Ahilik sisteminde yeni icadın ya da tekniğin üretim ve kullanım hakkı, yeni ustalar yetiştirmesi şartıyla Pir’e verilirken, diğer esnaflar da o ürünü taklit etmeyeceklerine, tekniği kullanmayacaklarına dair taahhütte bulunurlardı. Ancak bu koruma şekli bölgeyle sınırlıydı. Bölgenin dışında kalan yerlerde diğer esnaflar da ürünü ve tekniği kullanma hakkına sahip olabiliyordu.

Ahilik Müessesi’yle gelişen koruma sisteminin ardından, Osmanlı sınai mülkiyet hakları konusunda Avrupa’daki düzenlemelere benzeyen ilk adımı 1870’li yıllarda attı. 1871 yılında yapılan düzenleme “Eşya-i Ticariyeye Mahsus Alamet-i Farikalara Dair Nizamname” ve 1879 yılında kabul edilen “İhtira Beratı Kanunu“, bugün sahip olduğumuz patent sisteminin temelini oluşturmuştu. Yapılan bu düzenlemelerle birlikte, Türkiye Cumhuriyeti, tarihinde sınai mülkiyet haklarını koruma adına düzenlemeler yapan ilk ülkelerden biri oldu.

Emeğin ve yeniliğin her zaman değer gördüğü ülkemizde, Cumhuriyet’in ilk yıllarında da sınai mülkiyet haklarının korunması konusunda çeşitli çalışmalar yapılmıştı. Bunlardan ilki ‘sınai mülkiyet haklarının korunması konusu için uluslararası bir birlik oluşturulması’ hakkında Paris Sözleşmesi’ne katılmaktı. (1925)

Ülkemizde sınai mülkiyet haklarının korunması adına atılan önemli adımlardan biri de 1965 yılında 551 Sayılı Marka Kanunu’nun yürürlüğe girmesi oldu. Aynı zamanda 1976 yılında “Dünya Fikri Mülkiyet Teşkilatı (WIPO) Kuruluş Anlaşması” na katılmak da bu alanda en önemli adımlardan biriydi.

Sınai mülkiyet hakları alanında asıl dönüm noktası olan gelişme ise 24 Haziran 1994 tarihinde yaşandı. 544 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile “Türk Patent Enstitüsü” kuruldu. Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’na bağlı olan TPE, idari ve mali özerkliğe sahipti. 544 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 19 Kasım 2003’te kanunlaştırılması ve günümüz şartlarına uyarlanması için, “5000 Sayılı Türk Patent Enstitüsü Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun” yürürlüğe girdi. 22 Aralık 2016 tarihinde ise 6769 Sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu ile Türk Patent Enstitüsü, “Türk Patent ve Marka Kurumu” adını aldı. Kısa adı ise “TÜRKPATENT” olarak değiştirildi.

Sınai haklar üzerinde sürekli iyileştirmeler yapılan ülkemizde, gümrük birliği hazırlık sürecinde de “Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) Kuruluş Anlaşması” ve eki “Ticaretle Bağlantılı Fikri Mülkiyet Hakları Antlaşması” (TRIPS) ve Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği’nden kaynaklanan yükümlülüklerin yerine getirmesi için adımlar atıldı. 1995 yılında TÜRKPATENT öncülüğünde; patent, marka, endüstriyel tasarım ve coğrafi işaretler alanlarında reform niteliğinde kanun hükmünde kararnameler yürürlüğe girdi. 22.04.2004 tarihli ve 5147 Sayılı Entegre Devre Topoğrafyalarının Korunması Hakkında Kanun’un yürürlüğe girmesi ile birlikte, sınai mülkiyet hakları alanında yasal mevzuat da başarıyla tamamlanmış oldu.

Tüm bu gelişmeler yaşanırken, anayasamıza göre temel hakların Kanun Hükmünde Kararname işe düzenlenemeyeceği ilkesi, sınai mülkiyet haklarında özellikle cezalarla ilişkin konularda önemli iptaller gerçekleşmesine neden oluyordu. İptal edilen işlemler nedeniyle meydana gelen yasal boşluğun giderilmesi için daha etkin bir sınai mülkiyet sistemine geçme ihtiyacı duyuldu. Hem bu sebeple hem de patent, faydalı model, coğrafi işaret ve tasarım gibi haklarda niteliğin artması için, 10 Ocak 2017 tarihinde yürürlüğe giren Yeni Sınai Mülkiyet Kanunu ile gerekli düzenlemeler yapıldı. Yeni Sınai Mülkiyet Kanunu ile birlikte sınai hakların niteliği artarken, tüm Kanun Hükmünde Kararnameler de bir merkezde toplanmış oldu.

Türkiye Cumhuriyeti’nin yaklaşık 20 yıldır beklediği bu kanun ile artık ülkemizde sınai mülkiyet haklarının daha etkin bir şekilde tescil edilmesi ve korunması mümkün olacaktır. Özellikle taklitçiliğin ve hak ihlallerinin kanun çerçevesinde cezalandırılması ve bu durumun caydırıcı olması, uyuşmazlıkların hakem heyeti adı verilen kurum ile daha hızlı şekilde çözümlenmesi, hak sahiplerinin işini kolaylaştıracaktır. Onlarca yenilik ile gerek ekonomik değeri olan güçlü sınai mülkiyet haklarına sahip olmamız ve gerekse uluslararası düzeyde hak edilen noktaya ulaşılması bakımından iyi bir fırsat elde edilmiştir.

//]]>