Ahilik Müessesi’nden Türk Patent ve Marka Kurumu’na…
22 Mart 2017
İyi Markalar, İyi Fikirlerden Doğar!
11 Nisan 2017

Ar-Ge’nin Ölçülebilir Değeri: Patent

Ar-Ge’nin Ölçülebilir Değeri: Patent

 Günümüz rekabetçi piyasasında bilgi, işletmeler için önemli bir değer haline gelmiştir. Uzun vadede, maddi ve finansal varlıklar karlılık üzerinde olan etkilerini artık kaybetmeye başlamıştır. Sektörde lider olmak isteyen işletmeler, en iyi bilgi ve enformasyona sahip olma noktasında çalışmalarına yön vermeye başlamış, yeni bilgi ve teknikler üzerinde çalışmaya yönelmiştir. Yeni bilgiye ulaşma yolunda işletmelerin yatırım yaptığı temel süreçlerden hiç şüphesiz en önemlisi araştırma ve geliştirmedir.

Kısaca Ar-Ge olarak tanımlanan bu süreçte, bilgi dağarcığını artırmak amacıyla sistematik olarak sürdürülen yaratıcı çalışma ve bu bilginin yeni uygulamalar yaratmak için kullanılması sayesinde entelektüel sermayeye ulaşılır. Başta yazılım, danışmanlık gibi teknolojiye yön veren şirketler için piyasa değerinin oluşturulmasında Ar-Ge çok önemli bir yere sahiptir.

Ar-Ge, yetkinliği geliştirme, yenilik, buluş, ürün geliştirme ve süreç iyileştirme de dâhil olmak üzere var olan işi yenileme veya genişletme ya da yeni işler yaratma potansiyeline sahip ve teknolojiyle ilgili her türlü faaliyeti kapsamaktadır. Ar-Ge bir varlık olarak bilgi sermayesinin üretim ve gelire dönüştürüldüğü yatırım olarak görülmektedir (Matheson; Matheson, 1999). Buna göre Ar-Ge çalışmaları işletmenin sadece maddi varlığını değil piyasa değerini de arttırmaktadır.

Yurt dışında faaliyet gösteren öncü teknoloji firmaları incelendiğinde Ar-Ge çalışmalarına yaptıkları yatırımın gayri safi milli hâsıla içerisinde büyük bir değere sahip olduğu görülecektir. Özellikle kriz ortamında işletmeler açısından yapılacak en iyi yatırım yine Ar-Ge’dir. Ülkemizde sıklıkla yapılan hata ise dünyanın aksine, kriz ortamında Ar-Ge’ye yapılan yatırımların azaltılması ve bunun yerine üretim ve pazarlamaya ağırlık verilmesidir. Kısa vadede etkili bir çözüm gibi görülse de uzun vadede, pazarlama üzerine yatırımın yapılması işletmenin maddi varlığını arttırmada etkili bir yöntem değildir.

Günümüz şartlarında gelişen rekabet koşullarına bağlı olarak, yenilik konusunda yapılan çalışmalar zorunlu bir şekilde artış göstermiştir. Yenilik arayışında olmazsa olmazlar arasında son teknolojinin takip edilmesi, işletmeler için yeni ürün ve üretim tekniklerinin geliştirilmesi gibi yollar izlenmektedir.

Dünyada var olan teknolojik gelişmeler işletmeler tarafından gerçekleştirilen Ar-Ge faaliyetleri sonucu buluş ve inovasyon olarak ortaya çıkmaktadır. Teknolojik gelişme ve inovasyon, işletme açısından karlılığın ve pazar payının artmasına neden olurken, aynı zamanda da ekonomik büyümeyi sağlamaktadır.

Türkiye açısından Ar-Ge yatırımları incelenecek olursa (Grafik 1), özellikle ekonomik kriz yaşanan dönemlerde Ar-Ge yatırımlarının azaldığı görülecektir. Dünya çapında yaygın olan anlayışın aksine özellikle ekonomik kriz ortamında ülkemizde faaliyet gösteren işletmeler, Ar-Ge yatırımlarını askıya almakta ve üretime ağırlık vermektedir.

Ancak mevcut bilgi ve teknolojinin kullanılması yoluyla piyasaya sürülen ürünlerin özellikle kriz ortamında benzer ürünler ile rekabet etmesi oldukça güçtür. Dolayısıyla bu tip dönemlerde maddi kaynakların öncelikli olarak Ar-Ge çalışmaları için kullanılması ve rekabet üstünlüğü sağlayacak ürünlerin geliştirilmesi işletmeler açısından uzun vadede karlılık sağlayacaktır.

Grafik 1: Türkiye’de AR-GE Harcamalarının GSYİH’daki Payı (%) (2006-2015)

Türkiye’de finansman kaynağına göre Ar-Ge harcamaları incelendiğinde ise (Grafik 2), kamu işletmelerinin özel sektörün önüne geçtiği görülecektir. Kamu kaynaklı harcamalarda 2006 yılı öncesinde üniversite ve araştırma enstitülerinin payı yurt dışı ve özel sektöre göre daha fazla iken, 2006 yılından sonra yükselen bir ivme göstermiştir.

 Grafik 2: Türkiye’de Sektörler Bazında AR-GE Harcamaları (2006-2015)

Grafik 1 ve 2 incelendiğinde özellikle 2006 yılından sonra Ar-Ge yatırımlarının gerek özel sektör gerekse kamuda arttığı görülmektedir. 2006 yılında sonra artan ar-ge çalışmalarının patent başvurularına da artış olarak yansıması Ar-Ge ve patent arasındaki ilişkiyi net bir şekilde ortaya koymaktadır. (Grafik 3).

Diğer taraftan bu artışlara katkı sağlayan politikalarda göz ardı edilemez. Çünkü Türk Patent ve Marka Kurumu’nun yeniden yapılandırılması, Kanun Hükmünde Kararnamelerin/Kanunların çıkartılması, araştırma-geliştirme faaliyetlerinin desteklenmesine yönelik bir dizi kanunun çıkartılması da tartışmasız önemli bir paya sahiptir.

Grafik 3: TÜRK PATENT’e Yapılan Patent Başvurularının Yıllara Göre Dağılımı

Ar-Ge çalışmalarında hedeflenen yenilik arayışı işletmelere yeni pazar oluşturma konusunda büyük oranda fayda sağlarken, ortaya çıkartılan yeniliklerin patent veya faydalı model belgesi ile korunması rekabette üstünlük sağlamaktadır. Dolayısıyla Ar-Ge biriminin ne kadar aktif ve etkili olduğunu ölçmenin belki de en kolay yolu, gerçekleştirilen patent başvurularına bakmaktır. Patent sistemine hâkim bir Ar-Ge, çalışmaları sırasında hem patent fırsatlarını rahat bir şekilde görebilecek hem de patentli sistemlerin veya ürünlerin kullanılmasından kaynaklı hukuki yaptırımların önüne geçebilecektir. Diğer taraftan son teknolojinin takip edildiği patent dokümanlarının kullanılması, Ar-Ge çalışmaları sırasında hâlihazırda kullanımda olan sistem ve ürünlerin yeniden bulunmaya çalışılmasını, yani zaman kaybını önleyecektir.

Dünya genelinde rekabet üstünlüğüne sahip ülkelere bakıldığında, ABD ve Japonya gibi ülkelerin gerek Ar-Ge yatırımları, gerekse patent başvuru sayılarında ilk sıralarda yer aldığı görülmektedir. (Grafik 4)

 

Grafik 4: Uluslararası düzeyde AR-GE Harcamalarının GSYİH’daki Payı (%)

Kaynak: search.usa.gov

Tüm veriler göz önüne alındığında şu bir gerçektir ki, Ar-Ge olmadan pazarda bir paya sahip olmak oldukça güçtür.

Teknoloji satın alarak faaliyetlerine devam eden işletmeler için rekabet üstünlüğünün sağlanması mümkün görülmemektedir. İşletmenin kar elde eden bir hale getirilmesi için kendine ait know-how sahibi olması günümüz piyasa koşullarında artık bir zorunluluk halindedir. Aynı zamanda sadece bilginin üretilmesi değil, ulaşılan bu bilginin korunması da rekabet üstünlüğünün sağlanması noktasında büyük role sahiptir.

Mikro ölçekte, işletmelerin patent odaklı yürüteceği Ar-Ge çalışmaları sonucunda ölçülebilir ekonomik verilere ulaşması mümkündür. Ancak makro ölçekte, ülke ekonomisinin uluslararası düzeyde rekabet edebilir bir yapıya kavuşması, teknolojik bilgi üretilmesi, üründe ve üretim süreçlerinde yenilik yapılmasının sonucunda ürün kalitesi ve standardının yükseltilmesi, verimliliğin artırılması, üretim maliyetlerinin düşürülmesi, teknolojik bilginin ticarileştirilmesi, yabancı sermaye yatırımlarının ülkeye girişinin hızlandırılması pek doğal olarak mümkün olacaktır.

 

Patent Vekili

Özge KEPENEKÇİ

//]]>